GEZİ NOTLARIM-5
GİLİSIRA
Konya'da uzatmaları oynuyoruz ya daha sonra niye gidip de gezip görmedik dememek için tarihi,turistik yer ve yöreleri ziyaret etmeyi sürdürüyoruz.
Bir yere gitmeden önce orayla ilgili bilgi almayı gerekli görürüm.
Hatta bu bir koşul olmalı.
Yoksa yüzlerce yıldır ayakta duran ve bir zamanlar nice yaşamların sürdüğü tarihi yerlerde dolaşırken bir anlamı olmalı bu eylemin.
Örneğin Gilisıra.
Konya'nın biraz dışında da olsa günü birlik gidilip görülebilecek önemli bir yerleşim yeri.
Aslında tam adı Kilistra.
Değiştirilmiş olan adı Gökyurt.Bu ad beldenin internet sitesinde böyle yazıyor.
Ancak Konya'dan Hatunsaray yönüne giderken beldenin giriş yolundaki tabelada Gilisıra yazıyor.
Hem köy minibüslerinin arkasına da Gilisıra diye yazmışlar.
Demek ki halk arasında en çok bilinen adı bu.
Gilisıra yani tarihsel adıyla Kilistra.
Burası neresi?
Ne denli önemli de burasını gezilmeye değer görüyorum.
Burada bir "Kral Yolu" var.
Biraz araştıracak olursanız binlerce yıl önce yapılmış bir ticaret yolu olduğunu anlayabilirsiniz.
Bu yol yapıldığı dönemde öylesine önemliymiş ki!
Yol yapılırken alçak yerler doldurulmuş,yüksek yerler de düzeltilerek uygun duruma getirilmiş.Bunu okuduklarımdan anlıyorum.
Yol taşlardan örülmüş.İnsan gücüyle.
Ta o zamanlarda.Binlerce yıl önce.
Lidyalıların yaptığı bu yolu Pers kralı I.Darius MÖ.5.yy.da yeniden onarmış ve ticaret yolu olarak kullanmış.
Bu yüzden bu yolun adı "Pers Kral Yolu" olarak anılır olmuş.
Bu antik yol Efes'ten ve Sardis'ten başlıyor,Anadolu'nun ortasından geçiyor ve Musul,Bağdat üzerinden bugün İran'da bulunan Susa ve Persepolis kentlerinde son buluyor.
Aslında son bulmuyor da İpek Yolu'yla birleşiyormuş.
Kısaca bu yol İzmir'den başlayıp Mezopotamya'ya kadar kesintisiz hizmet veriyormuş.
2500-3000 km.yi 7 günde alabilmek ancak bu yolla gerçekleşiyormuş.
Anlatırken ve okurken kolay da böylesi bir yolun yapılıp işlerliğe konulması
hızlı ulaşım adına yapılmış olağanüstü bir şey.
Üzücü olan taraf bu yoldan ve taşlardan eser yok gördüğüm kadarıyla.
Tabi yalnızca Kilistra'da kalan bölümünde.(Resimde Kilistra)
Yer belli de sanırım üzeri asfaltlanmış.
*
Beldeye asıl adını veren ve orasını önemli kılan da yerleşim yerinin içindeki şapeller.
Yani mağara kiliseleri,manastırlar.
Elbette ne duvar resimleri ne de o günlerden bir şey kalmış.
Yalnızca ilk Hristiyanlık döneminden kalmış olan kilise mağaraları ve yaşam yerleri.
Onlar da taşlardan oyulmuş delik ve boşluklar halinde duruyor.
Konya'nın güneybatısına doğru 30-35 km. gidildiğinde Hatunsaray'a(Lystra)1 km. kala karayolunun sağ tarafında sarı tabelada Gilisıra okunun işaret ettiği yolda da yaklaşık 15-16 km. gidildiğinde şimdiki adı Gökyurt; eski adı yani antik dönemlerdeki adı Kilistra olan yerleşim yerine varılıyor.
Yol dar ve dönemeçli ama asfalt.
Fazla sürat yapmadan manzaranın keyfine vararak,adımbaşı yapılmış pınarlardan da su içerek meşe koruluklarında yol alınıyor.
Ekilip biçilecek tarla çok aza yakın.
Dağlık,tepelik yerler olduğu için buralarda ulaşım aracı olarak traktör az gördüm;ama kimi katır sırtında,kimi yaya olarak yol alan kadınlar ise dikkatimi çekti.
Köye girmek için tepeyi tırmanırken yanımızda duran bir genç, traktöründen inerek bize tarihi yerleri de tanımladı.
Örneğin bize "Paul Önü'nü" görüp görmediğimizi bile sordu.
Kısaca bugün öğleye kadar zamanımızı bu tarihi yeri gezmeye ayırdık.
Fotoğraflar çektik.
Ülkemizin her bir karış toprağı o denli değerli ve içinden tarih fışkırıyor ki tanıyıp gördükçe daha bir mutlu oluyor insan.
On binlerce yıllık yerleşim yerlerini gezerken bu yurdun bir insanı olarak kendinizin de oralarının birer parçası olduğunu duyumsamak gerçekten insana heyecan veriyor.
Bu tür gezi yazılarımı sürdüreceğim sanırım…
Sağlıklar diliyorum.
20.07.2010
Sehri DOĞRUÖZ
sehri_dogruoz@mynet.com